6 Haziran 2012 Çarşamba
Archæopteryx Yanılgısı
Sürüngen-kuş evrimi konusundaki iddiaları destekleyebilecek bir fosil örneği sorulduğunda, evrimci kaynaklarda hemen her zaman tek bir canlıdan söz edilir. Bu, hala ısrarla savunulan az sayıdaki ara geçiş formu iddialarından en bilineni olan Archæopteryx isimli fosil kuştur.
"Günümüz kuşlarının atası" olduğu öne sürülen Archæopteryx, bundan yaklaşık 150 milyon yıl önce yaşamıştır. Teoriye göre Velociraptor veya Dromeosaur ismi verilen küçük yapılı dinozorların bir kısmı, evrim geçirerek kanatlanmışlar ve uçmaya başlamışlardır. Archæopteryx, dinozor atalarından ayrılan ve yeni yeni uçmaya başlayan ilk türdür.
Oysa Archæopteryx'in fosilleri üzerinde yapılan son incelemeler bu anlatımın bilimsel bir temeli olmadığını göstermektedir. Bu bir ara geçiş formu değil, sadece günümüz kuşlarından biraz daha farklı özelliklere sahip, soyu tükenmiş bir kuş türüdür.
Archæopteryx'in iyi uçamayan bir "yarı-kuş" olduğu tezi yakın zamana kadar evrimci kaynaklarda çok daha fazla sıklıkla dile getirilmekteydi. Bu canlının "sternum"unun yani göğüs kemiğinin olmaması canlının uçamayacağının en önemli kanıtı olarak gösterilmekteydi. (Göğüs kemiği, uçmak için gerekli olan kasların tutunduğu göğüs kafesinin altında bulunan bir kemiktir. Günümüzde uçabilen veya uçamayan tüm kuşlarda, hatta kuşlardan çok ayrı bir familyaya ait olan uçabilen memeli yarasalarda bile bu göğüs kemiği vardır.)
Ancak 1992 yılında bulunan yedinci Archæopteryx fosili bu argümanın yanlış olduğunu gösterdi. Zira bu son bulunan Archæopteryx fosilinde evrimcilerin çok uzun zamandır yok saydıkları göğüs kemiği vardı. Nature dergisinde bu yeni bulunan fosil şöyle anlatılıyordu:
Berlin'de sergilenmekte olan en ünlü Archæopteryx fosili. |
Son bulunan yedinci Archæopteryx fosili, uzun zamandır varlığından şüphe edilen, ama hiçbir zaman ispatlanamayan bir dikdörtgensel göğüs kemiğinin varlığına işaret ediyor. Bu canlının uzun mesafelerde uçuş yeteneği hala spekülasyona dayalı, ama göğüs kemiğinin varlığı güçlü uçuş kaslarının olduğunu gösteriyor.104 Bu bulgu, Archæopteryx'in tam uçamayan bir yarı-kuş olduğu yönündeki iddiaların en temel dayanağını geçersiz kıldı.
Öte yandan, Archæopteryx'in gerçek anlamda uçabilen bir kuş olduğunun en önemli kanıtlarından bir tanesi de hayvanın tüylerinin yapısı oldu. Archæopteryx'in günümüz kuşlarınınkinden farksız olan asimetrik tüy yapısı, canlının mükemmel olarak uçabildiğini gösteriyordu. Ünlü paleontolog Carl O. Dunbar'ın belirttiği gibi, "tüylerinden dolayı bu yaratık tam bir kuş özelliği gösteriyordu".105
Archæopteryx'in tüylerinin ortaya çıkarmış olduğu bir başka gerçek, bu canlının sıcakkanlı oluşuydu. Bilindiği gibi sürüngenler ve dinozorlar soğukkanlı, yani vücut ısılarını kendileri üretmeyen, çevrenin vücut ısılarını etkilediği canlılardır. Kuşlarda bulunan tüylerin en önemli fonksiyonlarından bir tanesi ise, vücut ısısını korumalarıdır. Archæopteryx'in tüylü olması, bunun dinozorların aksine sıcakkanlı olduğunu, yani vücut ısısını korumaya ihtiyacı olan gerçek bir kuş olduğunu gösteriyordu.
Son Dno-Kuş furyası ve gerçekler
Geçtiğimiz günlerde Çin'de bulunan bir grup fosil, dünya medyasında evrim teorisi lehine bir delil olarak yansıtıldı. Pekin'deki Omurgalılar Paleontolojii ve Paleoantropolojisi Enstitüsü yetkileri tarafından yapılan açıklamada, bulunan altı fosilden birinin, "dört kanatlı bir dino-kuşa" ait olduğu ve bu soyu tükenmiş canlının uçabildiği ileri sürülmüştü. Darwinist medya kuruluşları, daha önce defalarca gündeme getirdikleri ancak her seferinde farklı delillerle çürüyen "kuşlar dinozorlardan evrimleşti" tezinin böylece bir kez daha propagandasına giriştiler.
Oysaki böyle bir propaganda yapabilmelerine imkan tanıyacak bir durum yoktur. Çünkü ne bulunan yeni "dört kanatlı bir dino-kuş" fosili, ne de bir başka bilimsel bulgu, "kuşların evrimi" iddiasına kanıt oluşturmamaktadır.
Yeni Fosil, Archaeopteryx'ten 20 milyon yıl daha genç
Paleontoloji hakkında biraz bir şey bilen hemen herkes, Archaeopteryx ismini duymuştur. Tüm zamanların belki de en ünlü fosili olan bu canlı, bundan 150 milyon yıl önce yaşamış bir kuştur. Archaeopteryx'in en önemli özelliği ise, bilinen en eski kuş olmasıdır. Archaeopteryx'ten önce yaşadığı bilinen, fosili bulunmuş başka hiç bir kuş yoktur. (1)
Archaeopteryx'in bir diğer çarpıcı özelliği, tam anlamıyla bir kuş olmasıdır: Günümüz uçucu kuşlarının aynısı olan asimetrik tüyleri, kusursuz kanat yapısı, günümüz kuşlarında olduğu gibi hafif ve içi boş olan iskelet yapısı; uçuş kaslarını destekleyen göğüs kemiği ve diğer pek çok özelliği, bilim adamlarını Archaeopteryx'in oldukça başarılı bir şekilde uçan bir kuş olduğuna ikna etmiş durumdadır. (2)
Archaeopteryx'in günümüz kuşlarında görülmeyen iki özelliği ise gagasındaki dişler ve kanatlarındaki pençelerdir. Bu iki özellik nedeniyle kuş, 19. yüzyıldan bu yana evrimciler tarafından "yarı sürüngen" bir canlı olarak gösterilmek istenmiştir. Oysaki bu özellikler canlının sürüngenlerle bir ilişkisi olduğu anlamına gelmez. Araştırmalar günümüz kuşlarından Hoatzin'in de kanatlarında pençeler bulunduğunu ortaya çıkarmıştır.
Archaeopteryx'in dişlerinin ise sadece bu türe özgü olmadığı, tarihte "dişli kuşlar" olarak tanımlanabilecek başka türlerin de yaşadığı, başka fosil bulgularından anlaşılmaktadır. (3)
Tüm bunlar nedeniyle, Archaeopteryx'i "ilkel kuş" olarak tanımlayan evrimci tezin yanlış olduğu, canlının günümüz kuşlarına çok benzediği artık bilim adamlarınca kabul görmektedir. Bu konudaki en önde gelen otoritelerden biri olan Kansas Üniversitesi profesörü Alan Feduccia'nın belirttiği gibi "Archaeopteryx'in çeşitli anatomik özelliklerini inceleyen yeni araştırmacıların pek çoğu, bu canlının daha önce hayal edilenden çok daha kuş-benzeri olduğunu göstermiştir". Archaeopteryx hakkında yürütülmüş olan Darwinist propaganda ise yanlıştır; yine Feduccia'ya göre "Archaeopteryx'in theropod dinozorlara olan benzerliği çok büyük ölçüde abartılmıştır." (4)
Kısacası, Archaeopteryx, günümüz kuşlarına çok benzeyen, onlar gibi uçabilen, bilinen en eski kuştur. Ve tam 150 milyon yıl yaşındadır.
Evrimcilerin Yaş Sorunu
Archaeopteryx bize önemli bir gerçeği gösterir:
Kuşlar bundan 150 milyon yıl önce de zaten vardılar. Zaten uçuyorlardı. Eğer evrimciler "kuşların atası" olarak bir takım adaylar öne sürmek istiyorlarsa, bunların 150 milyon yıldan da yaşlı olmaları gerekir.
Sözünü ettiğimiz gerçek, şu anda dünya medyasında sürdürülmekte olan "dört kanatlı dino-kuş" furyasının son derece yüzeysel ve hatalı olduğu göstermeye yeter. Çünkü "kuşların ilkel atası" olarak gösterilmek istenen ve adına Microraptor gui verilen fosil 130 milyon yıl yaşındadır. Yani Archaeopteryx'ten 20 milyon yıl daha gençtir. Kuşkusuz, bir fosilin, kendisinden 20 milyon yıl önce zaten uçucu kuşlar var iken, "kuşların ilkel atası" olarak gösterilmesi, tümüyle saçmadır.
Aslında bu "yaş sorunu", kuşların atası olarak ileri sürülen tüm diğer sözde "dino-kuş" fosilleri için geçerlidir. Kuşların dinozorlardan evrimleştiklerini öne süren evrimciler, kuşların atasını iki ayak üzerinde yürüyen theropod dinozorları olarak belirlemektedirler. Oysa theropod dinozorlar, fosil kayıtlarında hep Archaeopteryx'ten sonra ortaya çıkarlar. (5) Bu büyük çelişki, evrimciler tarafından hep ört-bas edilir.
Microraptor gui hakkındaki haberlerde de aynı ört-bas çabası dikkat çekmektedir: Bu fosilin 130 milyon yıl yaşındaki "ilkel bir kuş" olduğunu iddia eden evrimci gazete ve dergilerin hiç biri, bundan 20 milyon yıl önce dünya göklerinde Archaeopteryx'in zaten kusursuzca süzüldüğünü belirtmemiş, bu can alıcı gerçeği tamamen göz ardı etmişlerdir.
Microraptor gui
Peki bu yeni "dört kanatlı dinozor", yani Microraptor gui gerçekten nedir?
Bu soruya cevap vermek için vakit çok erken. Elde edilen fosil hakkında daha pek çok araştırma yapılacak ve belki de bunlar fosil hakkındaki görüşleri tamamen değiştirebilecek. Nitekim 1990'ların başlarından bu yana ileri sürülen "dino-kuş" fosillerinin birer yanılgı olduğu bir bir ortaya çıkmıştı. Söz konusu "tüylü dinozor"lardan birinin, yani Archaeoraptor'un, bir fosil sahtekarlığı olduğu ortaya çıktı. Diğer fosiller üzerindeki detaylı incelemeler, "tüy" olarak gösterilen yapıların kolajen fiberleri olduğunu gösterdi. (6) Feduccia'nın belirttiği gibi "pek çok dinozor, hiç bir kanıtı olmamasına rağmen, aerodinamik ve tam uyumlu tüylerle kaplı gibi gösterildi" (7) Bu nedenle Feducia 1999 basımı kitabında bu konuda şu yorumu yapmıştı: "Sonuçta, çeşitli bölgelerden iyi korunmuş derilere sahip pek çok dinozor mumyası bilinmesine rağmen, şimdiye kadar hiç bir tüylü dinozor bulunmamıştır." (8)
Dolayısıyla Microraptor gui'nin ne olduğu konusunda bir yargıya varırken, evrimcilerin söz konusu spekülatif ve önyargılı yaklaşımını hatırda tutmak gerekiyor. Bu canlı, şu anda medyada yayınlanan rekonstrüksiyon çizimlerde gösterildiğinden çok daha farklı bir anatomiye sahip olabilir.
Eğer Microraptor gui hakkındaki mevcut çıkarımlar doğru olsa bile, bunun evrim teorisine kazandırdığı bir şey yoktur. Doğa tarihi boyunca çok geniş bir biyolojik yelpaze içinde onmilyonlarca farklı türün yaşadığı ve çoğunun soyu tükendiği bilinen bir gerçektir. Günümüzdeki kanatlı memeli yarasa gibi, geçmişte de kanatlı sürüngenler (pterosaurlar) yaşamıştır. Pek çok farklı deniz sürüngeni (örneğin ichthyosaurlar) yaşamış ve soyları tükenmiştir. Ancak tüm bu zengin canlı yelpazesinin çarpıcı yönü, farklı özellikteki canlıların veya anatomik yapıların aniden ve daha ilkel formları olmadan yeryüzüne çıkmalarıdır. Örneğin kuş tüyleri sözkonusu olduğunda, bunların sahip oldukları tüm kompleks ve özgün yapılarıyla, bir anda Archaeopteryx'te belirdiklerini görürüz. İlkel kuş tüyleri yoktur. İlkel uçuş da yoktur. İlkel kuş akciğeri, zaten bu akciğerin indirgenemez kompleks yapısı nedeniyle imkansızdır. (9)
Kısacası fosil bulguları, canlıların evrimle değil yaratılışla yeryüzüne çıktıkları gerçeğini desteklemeye devam etmektedir. Dino-kuş furyalarının bu gerçeği değiştirme şansı yoktur.
Dipnotlar
1- 225 milyon yıl yaşındaki Protoavis adı verilen bir fosilin "en eski kuş" olduğu yönünde bir iddia var olsa da, bu yaygın kabul gören bir kez değildir. 
2- Ayrıntılı bilgi için bkz. Harun Yahya, Hayatın Gerçek Kökeni, İstanbul, 2000
3- Örneğin 130 milyon yıl yaşındaki Liaoningornis'in de gagasında dişleri vardır. ("Old Bird", Discover, 21 Mart 1997)
4- Alan Feduccia, The Origin and Evolution of Birds, Yale University Press, 1999, p. 81
5- Jonathan Wells, Icons of Evolution, Regnery Publishing, 2000, s, 117
6- Ann Gibbons, "Plucking the Feathered Dinosaur", Science, volume 278, Number 5341 Issue of 14 Nov 1997, pp. 1229 - 1230
7- Alan Feduccia, The Origin and Evolution of Birds, Yale University Press, 1999, p. 130
8- Alan Feduccia, The Origin and Evolution of Birds, Yale University Press, 1999, p. 132
9- Ayrıntılı bilgi için bkz. Harun Yahya, Hayatın Gerçek Kökeni, İstanbul, 2000
2005-05-30 09:33:30 2- Ayrıntılı bilgi için bkz. Harun Yahya, Hayatın Gerçek Kökeni, İstanbul, 2000
3- Örneğin 130 milyon yıl yaşındaki Liaoningornis'in de gagasında dişleri vardır. ("Old Bird", Discover, 21 Mart 1997)
4- Alan Feduccia, The Origin and Evolution of Birds, Yale University Press, 1999, p. 81
5- Jonathan Wells, Icons of Evolution, Regnery Publishing, 2000, s, 117
6- Ann Gibbons, "Plucking the Feathered Dinosaur", Science, volume 278, Number 5341 Issue of 14 Nov 1997, pp. 1229 - 1230
7- Alan Feduccia, The Origin and Evolution of Birds, Yale University Press, 1999, p. 130
8- Alan Feduccia, The Origin and Evolution of Birds, Yale University Press, 1999, p. 132
9- Ayrıntılı bilgi için bkz. Harun Yahya, Hayatın Gerçek Kökeni, İstanbul, 2000
Tavus kuşu tüyündeki tasarım ve Darwin'in seksüel seçme teorisinin problemleri
Kuşların Evrimi İddiası Neden Çıkmazdadır?
| Kuşların Evrimi İddiası Neden Çıkmazdadır? |
Evrimciler kuşların sürüngenlerden türediği iddiasındadırlar. Ama bu iddianın hiçbir kanıtı yoktur. Aksine, böyle bir evrimin imkansız olduğunu gösteren pek çok kanıt vardır.
Örneğin kara canlısı olan sürüngenlerin nasıl olup da uçmaya başladıkları sorusu cevapsızdır ve nitekim bu evrimciler arasında da çeşitli spekülasyonlara neden olmuş bir konudur. Bu konuda başlıca iki teori vardır. İlk teori, kuşların atalarının ağaçlardan ağaçlara süzülen kara canlılarından zaman içinde evrimleştiklerini, yani ağaçlardan yere indiklerini [arboreal (ağaçla ilgili) teori)]; diğer teori ise karadan havaya yükselerek evrimleştiklerini savunur [cursorialteori]. İkinci teoriye göre, avlamak istedikleri sineklerin peşinden koşan ve bu sırada ön kollarını, avlarını yakalamak üzere sıkça savuran kara canlıların kolları zamanla kanatlara dönüşmüş ve bu canlılar kuş olup uçmuştur. Ancak her iki teori de tamamen spekülatif temellere dayanmaktadır. İkisi de herhangi bilimsel kanıttan yoksundur. Ama yine de uçmayı bir şekilde başarmış bir kara canlısının olduğu "varsayılır". Yale Üniversitesi Jeoloji Kürsüsü profesörü John Ostrom, bu yaklaşımını şöyle açıklar: (koşmayla ilgili) "Herhangi bir pro-avis'e (uçuş öncesi canlıya) ait hiçbir fosil kanıtı yoktur. O tamamen kuramsal bir kuş öncülüdür... Böyle bir canlının yaşamış olması gerekmektedir". i Medyada bize aktarılan kuşların evrimi senaryoları, bilimsel bir bulguya değil, evrimi bir dogma olarak benimseyen ve teoriye felsefi nedenlerle bağlılıklarını sürdüren araştırmacıların önyargılarına dayanır. Asıl ilginç olan nokta ise bilimin bulgularının gerçekte bu Darwinist iddiaları kesin bir şekilde reddediyor olmasıdır. Kuşlardaki özgün yapılar, ortaya koydukları "indirgenemez komplekslik" özelliğiyle evrimi yalanlamakta, bilinçli tasarımı doğrulamaktadır. Şimdi bunu daha yakından inceleyelim. Kuş Akciğerinin İndirgenemez Kompleks Yapısı Dinozorlar sürüngenler familyasındandırlar. Kuşlarla sürüngenler familyası incelendiğinde çok farklı bir fizyolojiye sahip oldukları görülür. Öncelikle kuşlar sıcakkanlı olduğu halde sürüngenler soğukkanlıdır. Soğukkanlı sürüngenlerin metabolizmaları yavaş işler. Kuşlar ise uçma gibi yorucu bir hareket için çok fazla enerji tüketirler. Metabolizmaları sürüngenlerinkinden çok daha hızlıdır. Kuşlarda hücrelere oksijenin iletilmesi çok çabuk gerçekleşmelidir. Bunun için özel bir solunum sistemiyle donatılmışlardır. Akciğerlerde hava tek yönde ilerleyerek organizmanın oksijen kazanımını geciktirmez. Sürüngenlerde ise alınan hava aynı kanallardan tekrar geri gönderilmelidir. Tek yönlü hava kanalı sadece kuş akciğerinde bulunan, özgün bir tasarımdır. Böyle kompleks bir yapının aşamalarla ortaya çıkması mümkün değildir. Çünkü canlının hayatta kalması için söz konusu tek yönlü hava kanalı sistemi ve akciğerler kusursuz bir şekilde ve her an var olmalıdır. Darwinizm�e getirdiği eleştirilerle tanınan moleküler biyolog Michael Denton bu konuda şunları söylemektedir: "Böyle özgün bir solunum sisteminin evriminin, omurgalılardaki standart tasarımdan aşamalarla ve belli bir yön olmaksızın nasıl gerçekleşmiş olabileceğini zihinde canlandırmak; özellikle solunumun organizmanın hayatta kalmasında üstlendiği kritik rol gözönüne alındığında, çok zordur."ii
Kuş Kanadının İndirgenemez Kompleks Yapısı
Uçuşun hayali evrimini kabul etmek, belli aşamalarda kanatların "ikel" ve dolayısıyla yetersiz olduğunu kabul etmeyi gerektirir. Ancak "yetersiz bir kanat" çok az da olsa uçmak için bile yeterli değildir. Uçuşun gerçekleşebilmesi için, canlıda kanatların eksiksiz ve kusursuz olarak bulunması gerekir. Bu durumu bir evrimci biyolog Engin Korur şöyle itiraf etmektedir:
"Gözlerin ve kanatların ortak özelliği ancak bütünüyle gelişmiş bulundukları takdirde vazifelerini yerine getirebilmeleridir. Başka bir deyişle, eksik gözle görülmez, yarım kanatla uçulmaz. Bu organların nasıl oluştuğu doğanın henüz iyi aydınlanmamış sırlarından birisi olarak kalmıştır."iii
Bir paleontolog olan ve fosil kayıtlarının Darwinci kademeli evrim modelini açıkça yalanladığını gösteren Stephen J. Gould ise kuşların kanatlarının yavaş yavaş gelişmiş olamayacağını şu sözlerle ifade eder:
"Ancak eğer evrim, her biri doğal seleksiyonla seçilen ara geçişlerden oluşan uzun bir seriyi katetmek zorundaysa, böyle detaylı yapıları nasıl elde edebilirsiniz? % 2 kanatla uçamazsınız... Diğer bir deyişle, doğal seleksiyon ancak çok detaylı formlarda kullanılabilen böyle yapıların başlangıç aşamalarını nasıl açıklayabilir?" iv
Korur ve Gould, kanatların kademeli gelişimi modelinin açmazları hakkında gayet haklıdır. Ancak burada vurgulanması gereken çok önemli bir nokta daha vardır. Evrim teorisine göre bir özelliğin seçilmesi için fonksiyonel olması gerekir. En önemlisi, rastlantısal değişimlerin aşama aşama gelişmesi sürecinde canlının yaşamını sürdürebilen "fonksiyonel bir bütün" olması şarttır.
American Zoology dergisinde yayınlanan bir makalesinde, biyoloji profesörü ve aynı zamanda bir kuşbilimci olan Walter. J. Bock bu konuda şunları yazar:
"...evrimsel bir seride organizmalar, bu serinin her bir aşamasında belli çevrelerden [çevre şartlarından] doğan seçilimsel ihtiyaçlarla başarılı bir şekilde etkileşim içinde olan fonksiyonel bütünler olmalıdır." v (vurgu bize ait)
Burada kanatların evrimi iddialarıyla ilgili çok önemli bir çelişki ortaya çıkmaktadır. Çünkü ön ayaklarda meydana gelecek mutasyonlar, canlıya çalışır bir kanat kazandırmadığı gibi, onu ön ayaklarından da mahrum bırakacaktır. Bu ise, bu canlının, diğer türdeşlerine göre daha dezavantajlı (yani sakat) bir bedene sahip olması anlamına gelir. Elbette ön ayakları ne fonksiyonel bir ayak ne de fonksiyonel bir kanat olarak işe yaramayan bir canlı, avcılardan korunma, avlanma, eşleşme gibi yaşamsal faaliyetlerini eskiden olduğu gibi rahat bir şekilde yerine getiremeyecek, kazandığı bu dezavantaj yüzünden elenip yok olacaktır.
Kuşların Doğa Tarihi ve Archaeopteryx
Kuşların anatomileri bizlere "bilinçli tasarım"ı gösterirken, fosil kayıtları da bu canlıların "aniden ortaya çıktıklarını" göstermektedir.
Bilinen en eski kuş fosili, 150 milyon yıl yaşındaki Archaeopteryx'tir. Bu canlı, kusursuz uçuş kasları ve uçuşa uygun tüyleriyle, uçucu bir kuştur. Daha önce yaşamış yarı sürüngen-yarı kuş hiçbir canlının fosiline rastlanmamıştır. Dolayısıyla Archaeopteryx'in ilk kuş olduğunu ve modern kuşlar kadar "uçucu" olan yapısıyla evrim teorisi aleyhinde bir delil olduğunu söyleyebiliriz.
Yine de evrimciler 19. yüzyıldan bu yana Archaeopteryx hakkında spekülasyon yapmaktadırlar. Ağzında dişlerin, kanatlarında pençe benzeri tırnakların var olması ve uzun kuyruğu, fosilin bu açılardan sürüngenlere benzetilmesine neden olmuştur. Pek çok evrimci Archaeopteryx'i "ilkel kuş" olarak tanımlamış, hatta bu canlının kuşlardan çok sürüngenlere yakın olduğunu iddia etmiştir.
Ancak bu efsanenin çok yüzeysel olduğu; canlının hiç de "ilkel kuş" olmadığı; aksine iskelet ve tüy yapısının uçmaya son derece elverişli olduğu; sürüngenlere benzetilen özelliklerinin tarihte yaşamış ve hatta günümüzde yaşayan diğer bazı kuşlarda da bulunduğu zamanla ortaya çıkmıştır. Archaeopteryx hakkındaki evrimci spekülasyonlar günümüzde büyük ölçüde dinmiş durumdadır. Dünyanın en önde gelen ornitoloji (kuş bilimi) uzmanlarından biri olan Kuzey Carolina Üniversitesi Biyoloji Bölümü profesörü Alan Feduccia'nın belirttiği gibi "Archaeopteryx'in çeşitli anatomik özelliklerini inceleyen yeni araştırmacıların pek çoğu, bu canlının daha önce hayal edilenden çok daha kuş-benzeri olduğunu göstermiştir". Archaeopteryx hakkında çizilen "yarı sürüngen canlı" portresinin ise yanlışlığı ortaya çıkmıştır; yine Feduccia'ya göre "Archaeopteryx'in theropod dinozorlara olan benzerliği çok büyük ölçüde abartılmıştır." vi
Kısacası kuş evrimi, biyolojik veya paleontolojik kanıtları olan tutarlı bir tez değil, Darwinist önyargılardan kaynaklanan tamamen hayali ve gerçek dışı bir iddiadır. Bazı uzmanların bilimsel bir gerçekmiş gibi söz etmeyi sevdiği kuş evrimi konusu, felsefi nedenlerle ayakta tutulan bir masaldan ibarettir. Bilimin gösterdiği gerçek, kuşlardaki kusursuz tasarımın bilinçli bir tasarım olduğu yani kuşların Allah tarafından yaratılmış olduğudur.
1. John Ostrom, "Bird Flight: How Did It Begin?", American Scientist, Ocak-Şubat 1979, Sayı 67, s. 47
2. Michael J. Denton, Nature's Destiny, Free Press, New York, 1998, s. 361 3. Engin Korur, "Gözlerin ve Kanatların Sırrı", Bilim ve Teknik, Ekim 1984, Sayı 203, s. 25 4. Stephen. J. Gould, "Not Necessarily a Wing", Natural History, Ekim 1985, sf. 12-13 5. Walter j. Bock, "Explanatory History of the Origin of Feathers", American Zoology, 40: sf. 482, (2000) 6. Alan Feduccia, The Origin and Evolution of Birds, Yale University Press, 1999, p. 81 |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

